• ANA SAYFA
  • RESİMLER
    • Görsel Monologlar
    • Katmanlar & Hafıza
    • Kırılma Anı / Kaosun Mimarisi
    • Organik Akış
    • Karanlığın İçinden
  • KAĞIT ÜZERİ
  • İLLÜSTRASYON
  • FOTOĞRAF
    • Siyah & Beyaz
    • Sokak
    • Portre
    • Manzara
  • BİO
  • İLETİŞİM
  • BLOG
  • Menu

BARIŞ GÜLEN

  • ANA SAYFA
  • RESİMLER
    • Görsel Monologlar
    • Katmanlar & Hafıza
    • Kırılma Anı / Kaosun Mimarisi
    • Organik Akış
    • Karanlığın İçinden
  • KAĞIT ÜZERİ
  • İLLÜSTRASYON
  • FOTOĞRAF
    • Siyah & Beyaz
    • Sokak
    • Portre
    • Manzara
  • BİO
  • İLETİŞİM
  • BLOG
 

İstanbul’a Bakmak

İstanbul'a Bakmak

August 07, 2023
“İstanbul’u anlamak, insanlığı anlamaktır.”
— Pierre Loti

İstanbul'a Bakmak, 60×60 cm boyutlarında tuval üzerine akrilik tekniğiyle üretilmiş, bir şehrin coğrafyasını değil ruhunu aktarmayı seçen yoğun bir soyut kompozisyondur. Başlık bir eylem bildirir: bakmak. Görmek değil, bakmak. Bu ince ayrım eserin tüm kavramsal zeminini kurar. Görmek anlık ve yüzeyseldir; bakmak ise sürekli, katmanlı ve kişiseldir. İstanbul'a bakmak da tam böyledir — ne zaman dursan farklı bir şehir görürsün, çünkü şehir değil, sen değişmişsindir. Kompozisyonun genel tonu koyu ve derindir. Yeşilin, mavinim ve siyahın iç içe geçtiği bu karanlık zemin İstanbul'un gizemini, tarih katmanlarını ve yorulmak bilmeyen karmaşıklığını yansıtır. Bu zemin üzerinde parlayan kırmızı çizgiler ve fırlatılmış jestler şehrin damarlarını andırır — Boğaz'ın keskin hatlarını, köprülerin gerilimini, sokaklarının öngörülmez akışını. Kırmızı burada yalnızca renk değil, İstanbul'un nabzıdır. Üst kısımda biriken mavi ve yeşil tonlar gökyüzü ile suyu, yani şehrin iki büyük aynasını çağrıştırır. Bu alanların dokulu ve katmanlı yapısı, İstanbul semalarının hiçbir zaman tek düze olmadığını, her saatte farklı bir ışık ve renk barındırdığını hissettirir.

Ortadaki yatay kırmızı bant ise ufuk çizgisi gibi işlev görür — Avrupa ile Asya'yı, geçmiş ile bugünü, karayı ile suyu ayıran ve aynı anda birleştiren o görünmez sınır. Fırça dili hem kontrolsüz hem de bilinçlidir. Geniş süpürücü jestler şehrin büyük ölçeğini kurarken ince, sıçrayan çizgiler ve nokta formları İstanbul'un ayrıntılarına, sokak köşelerine ve anlık insan hikâyelerine karşılık gelir. Bu dil, şehre uzaktan bakıldığında görünen siluetle yakına gelindiğinde açığa çıkan karmaşıklık arasındaki gerilimi mükemmel biçimde dengeler. İstanbul'a Bakmak, bir şehir portresi değil, bir şehirle kurulan ilişkinin portresidir. Eser, İstanbul'u tasvir etmez; onunla yaşanan deneyimin duygusal ve zihinsel izini tuval üzerine aktarır. Her izleyici bu tuvalde kendi İstanbul'unu bulur — çünkü bu şehre bakan herkesin gözünde farklı bir İstanbul yaşar.

OÇKGD - Ofis Çiftçinin Kara Gün Dostudur.

OÇKGD

January 18, 2023

OÇKGD, 31,5×22,8 cm boyutlarında karma teknik ve akrilik kullanımıyla üretilmiş, hem kişisel hem de kentsel bir hafıza katmanı taşıyan özgün bir kompozisyondur. Başlık bir kısaltmadır: Ofis Çiftçinin Kara Gün Dostudur. Haydarpaşa Limanı'ndaki Tarım Mahsulleri Ofisi silolarının dışına yazılmış bu devasa cümlenin baş harfleri, vapurla geçerken görünen o büyük yazının sessiz bir anıtıdır. Sanatçı bu kısaltmayı hem bir gönderme hem de bir şifre olarak kullanır: bilen için derin bir İstanbul hafızası, bilmeyen için de merak uyandıran bir kapı. Bu arka planla birlikte esere bakıldığında kompozisyonun dikey formları bambaşka bir anlam kazanır. Yukarıya doğru fırlayan uzun, güçlü dikey çizgiler ve formlar artık silo bacalarını, liman direklerini ve rıhtım yapılarını çağrıştırır. Yeşil, mavi, siyah ve kırmızının bir arada oluşturduğu bu dikey orman, Haydarpaşa'nın o karmaşık ve katmanlı silüetinin soyut bir yansımasıdır. Formların sık ve birbirine sıkışmış yapısı limanın kalabalık, işlek ve yaşayan dokusunu yansıtır. Kahverengi ve kızıl tonlardaki dokulu zemin esere ayrı bir anlam katmanı ekler. Bu zemin bir duvar yüzeyi gibidir — zamanın, havanın ve tuzlu suyun aşındırdığı, üzerine defalarca boya sürülmüş, izler bırakılmış bir yüzey.

Siloların beton kabuğunu, limanın paslanmış demirlerini ve onlarca yıllık kent yaşamının birikimini taşır. Kırmızının bu kompozisyondaki rolü özellikle anlam yüklüdür. "Kara gün" ifadesinin taşıdığı ağırlık, zorluk ve dayanışma; kırmızının ısrarcı ve güçlü varlığıyla görsel bir karşılık bulur. Yeşilin canlılığı ve umudu ise "dost" kelimesinin sıcaklığını taşır. Kompozisyon böylece cümlenin kendisini de renk diliyle yeniden yazar: güçlük ve destek, kıtlık ve bereket, karanlık ve umut. Halftone bantları bu eserde silo duvarlarındaki yazıya, yani o devasa harflere ve onların beton yüzeydeki dokusuna bir gönderme gibi okunabilir. Baskı dokusu ile boyalı yüzeyin bir araya gelmesi, kamusal yazının ve kentsel belleğin resim diline sızmasını simgeler. OÇKGD, İstanbul'un görünür ama artık pek az kişinin fark ettiği bir kentsel izini sanat diline taşır. Vapurdan geçerken bir an için gözün takıldığı o devasa yazı; bir dönemin ideolojisini, tarımsal ekonomisini ve toplumsal sözleşmesini taşıyan bu cümle, bu tuvalde hem anılır hem de dönüştürülür. Eser, şehirle kurulan kişisel ve dikkatli bir ilişkinin ürünüdür — ve izleyiciyi de o dikkatli bakışa davet eder.

Yolunu Kaybetmek

Yolunu Kaybetmek

September 03, 2020

Yolunu Kaybetmek, 50×35 cm boyutlarında karma teknik ve akrilik kullanımıyla 2022 yılında üretilmiş, yatay formatın içinde çok yönlü bir enerji ve derin bir kavramsal soruşturma barındıran olgun bir kompozisyondur. Başlık bir kayıp gibi görünür; ama bu eser kayıptan çok keşfi anlatır. Yolunu kaybetmek her zaman felaket değildir — bazen bilinen yoldan sapmanın, haritasız ilerlemenin ve belirsizliği kabul etmenin ta kendisidir. Bu kompozisyon da tam bu ikiliği taşır: hem bir çözülmeyi hem de bu çözülmenin içindeki tuhaf özgürlüğü görünür kılar. Eserin renk dili zengin ve çoğuldur. Yeşilin farklı tonları — koyu orman yeşilinden açık turkuaza — kompozisyon boyunca bir doğa labirenti gibi yayılır. Bu yeşil örgü içinde kırmızı, pembe, turuncu ve mor formlar beklenmedik yönlere fırlar; tıpkı yol kaybedildiğinde zihnin her yöne birden uzanması gibi. Solun daha sakin, pastel tonlu alanları ile sağın daha canlı ve karmaşık yapısı arasındaki fark, yolun kaybedilmeden önceki ve sonraki hallerini yan yana koyar. Kompozisyonun merkezinde yükselen koyu bordo ve lacivert kütleler bir engeli, bir tıkanıklığı ya da belirsizliğin kendisini temsil eder. Bu karanlık merkez etrafında dönen kıvrımlar ve çizgiler ise çıkış arayan düşüncelerin, olasılıkları yoklayan sezgilerin görsel izleridir. Özellikle merkezdeki büyük kavisli form — bir kılavuz çizgisi ya da kaybolan yolun son izi gibi — izleyicinin gözünü kompozisyon boyunca sürekli hareket ettirir, hiçbir yerde durdurmaz. İnce çizgilerin — beyaz, turuncu, sarı, yeşil — tüm bu karmaşa içinde özgürce uzanması yolunu kaybetmenin paradoksal zenginliğini anlatır.

Bu çizgiler harita değil, izdir; nereye gidileceğini göstermez ama geçildiğini kanıtlar. Halftone doku alanları ise sağ kenarda ve sol üstte belirerek bu kişisel deneyime dışarıdan bakan bir göz, bir kentsel ya da medyatik katman ekler. Sağ üstteki açık, aydınlık alan ile sol alttaki sıcak bej zemin kompozisyona iki farklı nefes noktası sunar. Bu açıklıklar yolun tamamen kapanmadığını, karanlığın her yeri sarmadığını fısıldar. Yolunu kaybeden biri için bu açık alanlar küçük ama hayati umut kıvılcımlarıdır. Yolunu Kaybetmek, modern insanın en derin ve en sessiz korkularından birini — doğru yolda olup olmadığını bilememek — dürüst ve güzel biçimde yüzleşmeye davet eder. Eser, o belirsizliği çözmez; ama içinde yaşanabilir kılar. Ve belki de asıl mesaj şudur: yolunu kaybetmek bazen en doğru yolun başlangıcıdır.

BGlog

Üretim sürecim, eserlerim, sergiler ve sanat pratiğim üzerine notlar.


Öne Çıkan Yazılar

Featured
August 7, 2023
İstanbul'a Bakmak
August 7, 2023
August 7, 2023
January 18, 2023
OÇKGD
January 18, 2023
January 18, 2023
September 3, 2020
Yolunu Kaybetmek
September 3, 2020
September 3, 2020